Yediden yetmişe, herkesi
Ciddiyet’e davet ediyorum…


Otuz yıl önce beni de Ciddiyet’e davet etmişlerdi.

Ciddiyet, Cumhuriyet gazetesinin (adıyla uyaklı) haftada bir gün yayınlanan mizah sayfasıydı.

Sanıyorum, sayfanın içeriğini ve gazetenin birinci sayfasını çağrıştıran biçimini Turhan Selçuk, İlhan Selçuk, Hasan Cemal, Uğur Mumcu, Doğan Hızlan, Yalçın Pekşen ve Tan Oral tasarlamışlar.

Gönüllerinden geçen, dışarıdan da katılacak yazar ve çizerlerle, kendine özgü (güldürmeden önce düşündüren) bir mizah türü yaratmakmış.

Ciddiyet, gerçekten yepyeni ve kendine özgü mizah türüyle yayınlanmaya başladıktan kısa bir süre sonra, beni de aralarına aldılar.

Ben o sıralar, Altan Erbulak-Metin Serezli tiyatro topluluğunun senaristliğini yapıyor, onlar için İstanbul Radyosu’na oyunlar, İstanbul Televizyonu’na skeçler, parodiler, haftalık diziler yazıyordum.

Topluluğun Kocamustafapaşa’daki Çevre Tiyatrosu, 1976 tiyatro sezonunu benim yazdığım Pamuk Eller Cebe adlı, 2 perdelik güldürü ile açmıştı.

Bu çağrı, benim yazı hayatımın dönüm noktası oldu.

Kendime absürt (saçma) anlatım biçimini seçtim.

Cumhuriyet’in bizlere sağladığı inanılmaz özgürlük ortamında, ne istersem, nasıl istersem, ne kadar istersem yazdım. Yalnız ben değil, bütün arkadaşlar… yazdık, çizdik. Ne karışan oldu, ne görüşen!


Benim, daha sonra Siyaset ve Dergi eklerine aktarılan beraberliğim 10 yıl sürdü. O günlerin siyasal güçleri, Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş ne hoşgörülü insanlarmış. Bugün okuyunca “biraz ağır kaçmış” dediğim yazılarıma bile biri olsun tepki göstermedi.

Bir tek olsun: Tekzip göndermediler. Tazminat davası açmadılar. Gözdağı vermediler. Patrona “at bu Vural’ı” demediler.

Kimi haftalar aynı sayfaya birden fazla yazı yazdığım oldu. Birine Vural Sözer imzası attıysam, diğerlerinde Vesaire, Dert Babası imzalarımı kullandım. İmzasız yadıklarım da var. Tık’ladıkça, hepsinden örnekler okuyacaksınız.

Aradan 30 yıl geçmiş olmasına karşın, değişen pek fazla bir şey olmadığını da anlayacaksınız.

Özellikle o günleri yaşamamış olan genç okuyuculara söylüyorum; sorunları, konuşanları, dalaşanları farklı da olsa, memleket aynı…

…itiş kakış bir Türkiye!

Bugün yazıyor olsam, üç aşağı beş yukarı, aynı şeyleri yazarım.

Yıllar sonra bu web sitesini düzenlerken:
“Ne cesaretmiş bendeki!”
“Kimlerle dans etmişim!” dedim, kendi kendime.

Sütunları paylaştığımız (ölenleri rahmetle; hayatta olanları sevgiyle ve uzun ömür dilekleriyle andığım…) şu komşularıma bir bakın hele; haksız mıyım söyleyin:

Uğur Mumcu, Rıfat Ilgaz, Sulhi Dölek, Şinası Nahit Berker, Fuat Örer, Şadi Dinççağ, Mim (Mustafa) Uykusuz, Ferruh Doğan, Muzaffer İzgü, Umur Bugay, Yalçın Pekşen, Şakir Balkı, Deniz Som, Reşit Aşçıoğlu, Selçuk Erez, Doktor İhsan Ünlüer, Tan Oral, Erdoğan Bozok, Seydali, Ohannes Şaşkal, Selçuk Kulaksız, Turgut Çeviker, Haslet, Semih Poroy…

Aklıma sonradan gelenler olursa, bağışlasınlar, onları da adlarıyla burada anmaktan mutlukuk duyacağım…

Haydi bakalım… Ciddiyetinizi takının…

Sayfaları dolaşın