Çoban Salatası

SUNUŞ

Sıkça karşılaştığım sorudur:
“Türkçe kaç sözcükten oluşur?”
Kesin sayı vererek yanıtlanması güç bir soru.
Edebiyat ve günlük konuşma dili olarak Türkçe, arı, duru ve yalın anlatım gücüne sahip, benzersiz bir dil olmasına karşın, (yabancı kökenliler çıkarıldığında) sözcük sayısı bakımından fazlaca zengin değildir.
Sözcükler, kullanıldığı dili oluşturan ögelerdir ve her sözcük, bir buluşun, bir düşüncenin, bir gereksinimin ürünüdür.
Dilinizde dact (parmak) sözcüğü varsa, bundan: dactylé (parmak biçiminde); dactylo (daktilo); dactylographe (daktilo yazısı); dactylographie (daktilo ile yazma); dactylographier (daktilo ile yazmak); dactylologie (dilsizler için parmak işaretiyle konuşma); dactyloscopie (parmak izi araştırması) sözcüklerini üretebilirsiniz.
Öbür dillerdeki sözlüklerde olduğu gibi, Türkçe sözlükler de, isimler, özel isimler, sıfatlar, eylemler, eylemsiler, sıfat-eylemler (ortaçlar), bağ-eylemler (ulaçlar), adıllar (zamirler), belirteçler, ilgeçler, bağlaçlar ve ünlemlerden oluşur.
Madde başı olan bu sözcüklerin içindeki kavram, mecaz, benzetme, deyim, ikileme vb. sözler yeni madde başlarına dönüştürülerek sözcük sayısı çoğaltılabilir.
Bu yöntemin yanı sıra, yabancı dillerden aynen aldığımız ya da dilimize uyarladığımız sözcüklerin sürekli katılımıyla; 1945’te yayımlanan ve 15 bin sözcükten oluşan Türkçe Sözlük’teki sözcük sayısı, bugün 70 bine; bu rakam içinde, kullandığımız yabancı kökenli sözcük sayısı ise, ilk basımda yer alan sözcüklerin tümünü aşarak 17 bine yaklaşmaktadır.
Buna Türkçe Sözlük’te yer etmediği halde kullandığımız yabancı kökenli sözcükleri de eklersek bu sayı 30 bini aşmaktadır.
Yaşayan bütün diller, birbirlerinden aldıkları ya da karşılığını uyarladıkları sözcüklerle doludur.
Bu, dildeki gelişmenin, güncelleşmenin doğal sonucudur.
Örneğin, Arapçadaki alelhâdise sözcüğü, Fransızcadaki épiphénomène (Türkçesi gölge olay) sözcüğüne karşılık üretilmiştir.
Eskilerin nokta-i nazar (bugünkü bakış açısı ya da görünüm) dedikleri deyim, Fransızcadaki au point de vue karşılığıdır.
Yazarken, okurken, konuşurken yaptığımız yanlışların hemen hepsi, yabancı dillerden aldığımız sözcüklerden kaynaklanıyor.
İki kısa heceli ve vurgulu vak’a sözcüğünü: vaaka, vakaa diye söyleyenler var. Böyle gülünç sesler çıkarmaktan, olay diyerek kurtulmak o kadar kolayki!
Televizyonlardan birinde genç, ünlü bir bayan sanatçı (!), kendisiyle yapılan söyleşi sırasında, “konsantrem bozuldu” deyip duruyordu.
Oysa bozulan konsantresi değil, konsantrasyonu idi ve kuşkusuz “ilgim dağıldı ya da “dikkatim dağıldı” demek istiyordu.
İlkokul öğretmeni, torunumun yazdığı kısa öyküyü beğendiğini, kâğıdın üst köşesine kırmızı kalemle ve koskoca harflerle aferim yazarak belirtmişti.
Öğretmenine saygısı zedelenmesin diye, doğrusunun aferin olduğunu ezile büzüle anlatmaya çalışmıştım.
Yabancı sözcük konusunda Türkçe kadar eğlenceli dil zor bulunur!
Dilimize özgün yazılış biçimleriye aldıklarımızda sorun yok.
Yüzlercesinden birkaç örnek:
Aerosol, allegro, amigo, anal, arma, atonal, balata, normal, anormal, pizza, spaghetti, step, star…
İlginç olanı, aldığımız yabancı sözcüklere yakıştırdığımız, dilimize uygun yazılış biçimleri:
Leipzig’te üretilen ipeğe, lepiska demişiz, bundan da sarı saçlılar için lepiska saçlı deyimini üretmişiz!
Almanların yaylı çalgılar için genel anlamda kullandıkları Geige, bizde gıygıy; Fransızca söylenişiyle aldığımız klarinet ise gırnata olmuş!
Eskiden savaşlarda kullanılan ve İtalyanların ballamezza dedikleri topun adını Türkçeye balyemez olarak çevirmişiz.
Alavere dalavere deyiminde geçen dalavere’ yi İtalyanların, alacak verecek anlamındaki il dare e l’avere sözcüklerinden dilimize uyarlamışız.
İtalyancadan aldığımız birkaç sözcük daha:
Peçe (pezza), firkete (forchetta), fistan (fustenella), fiyaka (fiacco), fiyasko (fiasco), fiyong (fianco), urba (roba), fermene (paramano), fırkata (fredgata), fırtına (fortuna), kukuleta (cocoletta), kurdele (cordella), manevra (manovra), pirzola (brisiola), poğaça (focaccia)…
Haydi peçemiz İtalyanca diyelim, takunyamız (takuni) Yunanca; türbanımız (turban) Fransızca; sobamız (szoba) Macarca; reçelimiz (riçal) Farsça; simidimiz (semid) Arapça; lâhanamız Yunanca, kapuskamız Rusça. Yunancası olmasaydı, acaba nece söylerdik diyeceğimiz öyle sözcüklerimiz var ki: Bezelye, enginar, ıhlamur, ıspanak, karnabahar, kestane, kiraz, lâbada, limon, marul, maydanoz, muşmula, peksimet, pırasa, pilâki… saymakla bitmez!
Günümüz yazım kurallarına uyarak, baştan sona gözden geçirdiğim ve yeniden yazdığım Çoban Salatası, dilimizde yer ederek Türkçeleşmiş yabancı kökenli bütün sözcükleri, özgün yazılış biçimleriyle içeriyor. Arapça ve Farsçadan aldığımız kimi sözcüklerin ise aynı kökten gelen türevlerini ayrıca ek bilgi olarak ilginize sunuyor. Örneğin: Kemal, kâmil, mütekâmil, tekâmül, ekmel, mükemmel… gibi.
Çoban Salatası’nı oluşturan sözcükler arasında ayrıca:
 
* Tüm birleşik sözcükleri.
* İnceltme ya da uzatma imi alan sözcükleri.
* Yerli ve dünyanın her yerinde kullanılan başlıca yabancı kısaltmaları.
* Yerli ve yabancı özel kişi ve coğrafya adlarını.
* Evrensel değer taşıyan özel adları ve terimleri bulacaksınız.
 
Kısacası:
Yazarken “acaba doğru mu, yanlış mı” kaygısıyla duraksadığınız sözcükler olursa, doğruya ulaşmak için, o sözcüğün ilk harfine “tıklayın”, yeter.
 
Vural Sözer